|
Cumartesi, 07 Haziran 2008 |
|
Yıl 1967. Sıcak bir Temmuz günü, İstanbul’dayım. Öğleye doğru işim bitti, akşam otobüsü ile ANTALYA ÜZERİNDEN Anamur’a döneceğim. Bir hayli zamanım var. Doğan Avcıoğlu’nun YÖN dergisini kapattığını ve yeni bir yayın organı için çalıştığını biliyorum. Cağalolu’nda eski Vatan gazetesi binasında çalıştığını da biliyorum. Merhaba demek için o ahşap binaya gidiyorum. Beni kardeşi karşılıyor. Doğan Avcıoğlu ile görüşmek istediğimi söylüyorum. Toplantıda olduğunu bildiriyor. Hiç olmazsa bir merhaba demek isteğimi iletince Doğan Avcıoğlu’nu toplantıdan çağırıyor. Doğan abi beni görünce “Ooo Güngör hoş geldin! Toplantı halindeyiz, sen yabancı değilsin toplantıyı sende izle” diyerek içeriye alıyor. İçerisi kalabalık. Anımsadığım kadarıyla başta Prof. Hıfzı Veldet Velioğlu, İlhan Selçuk, İlhami Soysal var. Beni yanında bir sandalyeye oturtuyor. Sol yanımda gür beyaz saçlı biri oturuyor. Avcıoğlu “Ne var ne yok.. İstanbul’da ne işin var? Anamur’da işlerin nasıl?” diye sorarken sol yanımdaki gür beyaz saçlı adam hemen ayağa kalkıyor ve “Doğan ne dedi, ne dedi? Anamur mu dedi?” diyerek ayağa fırlıyor. Doğan abi “Evet hocam Anamur dedi” derken beyaz gür saçlı adam adeta üzerime atlayıp boynuma sarılıyor. Doğan abi sözü alıyor ve “Yahu hoca Anamur diye diye beynimizi şişirdin al sana bir Anamurlu. Hem de en koyusundan. Peki hoca nedir senin bu Anamur tutkun?” diyor. Hoca anlatmaya başlıyor. “Babam Cumhuriyet’in ilk Anamur Liman Reisi’dir. O zaman ben ilkokul üçüncü sınıfa gidiyordum. Babamlar beni Anamur’a götürmediler. Akaretler’de teyzem vardı. Onlarda bıraktılar. Ama yıl sonunda illa anamın babamın yanına gideceğim diye tutturdum. Dayanamadılar ve beni o yaz bir vapura bindirip Anamur’a gönderdiler. Babamın işyeri İskele Mahallesi’ndeydi. Şehir 2.5 km. kuzeydeydi. Evimiz Aşağı Göçyolu’ndaydı. (Bugünkü Akdeniz Caddesi) İlkokulun dört ve beşinci sınıfını Merkez İlkokulu’nda okudum. Benden öncemiydi, sonra mıydı aklımda kalan Necati Ergun vardı. Öğretmen olduğunu sonradan öğrendim. Anamur’da ilginç olan şu. Çok iyi anımsıyorum. Fes çıkacak şapka giyilecek denildi. Çok kısa süre içinde Anamur’da bir tek fesli adam göremedik. Kadınlarda çarşaf çıkacak manto giyilecek dendi yine kadınlarda kısa süre içinde tek çarşaflı kadın kalmadı. Anamur’un o zaman deniz yolundan başka ulaşım yolu yoktu. Yalnız, Arap gemileri gelir kereste taşırlardı. Anamur’lu tüccarlar gereksinimlerini Kıbrıs, Mısır ve Lübnan gibi ülkelerden sağlarlardı. İlginç bir anı daha. Biz İstanbul’dan gitmiştik. Örneğin üst düzey bürokratlar ve kentin ileri gelenleri ziyarete geldiklerinde kağıtlı şeker ikram ederdik. Halka da akide şeker. Anamur’un zenginleri de hatırlı kişilere bal şerbeti, halk da pekmez şerbeti ikram ederdi. Hem zenginler bizim gibi kağıtlı şeker, halk da nereden buldularsa akide şeker ikram etmeye başladılar.Yani diyeceğim, Anamur halkı belki de Cumhuriyeti en iyi değerlendiren ve ilkelerini kabul eden bir halktı. Onun için hep Anamur, Anamur diyorum. “Haksız mıyım?” derken salondakilerden bir alkış koptu ki demeyin gitsin... Kimdi bu adam diye soracaksınız. Bu Adam ünlü edebiyat tarihçimiz ve folklor uzmanımız TAHİR ALANGU’du. Niçin bunu anlattım. Şunun için: Bakınız bir belge sunayım. Erciyes Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden Prof. İsmail GÖRKEM “Tahir Alangu’nun Folklor anlayışı” başlıklı yazısında ne diyor: “1915 yılında İstanbul’da doğan Mehmet Tahir Alangu, babasının Mersin’in Anamur ilçesinde liman reisi olarak görevli olması sebebiyle ilkokulun son iki yılını bu ilçede okumuştur. Arkadaşı ve yakın dostu Mehmet Seyda’ya folklora karşı duyduğu ve ölünceye kadar devam edecek ilgiyi, Anamur’da geceleri fenerler yakılarak kadınların ev ev dolaşmaları, ‘kırıntı sofraları’ adını taşıyan törensel şölenlerde önlerinde tabaklar dolasu kuru yemişlerin gelip yığılışı ve o tadına doyulmaz masalların ballandıra ballandıra anlatışının belleğinden hiç silinmediği şeklinde anlatacaktır. Bu ifadelerden, 1920’li yıllarda Mersin-Anamur Bölgesi’nde masal anlatma geleneği’nin ‘MASAL ANALARI’ vasıtasıyla tüm canlılığıyla yaşatıldığı sonucunu çıkarabiliriz. Masal analarımız gerçekten vardı Anamur’da. Çocukluğumda ben de yaşadım ve yaşdaşlarım ve daha büyüklerimizde yaşadılar kuşkusuz. Kükür köyü Görpe Mahallesi’nde özellikle yaz aylarında ‘Goca Dambaş’ denilen mekanda akşamları başta ebem, büyüklerimizin bize anlattıkları bazı masallar halen belleğimdedir. Hele “Kör Yılan” masalını hiç unutmuyorum. Anamur kültürüne ilgi duyanlar acaba böyle bir derleme yapamazlar ve de uygulayamazlar mı diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Çünkü masallar insanlığın temel kültür ögelerinden en önde gelenidir.
Güngör Türkeli
Favori olarak ekle (13) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 226
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.3 |